Arşivimizdeki eski Altınordu fotoğraflarına bakarken, omzuna kadar inen sarı saçları, mavi gözleri, uzun boyuyla dikkatimizi çekmişti… Eskilerin tabiriyle filinta gibi, yani zamanın yakışıklı futbolcularındandı besbelli…  

O, “Mustafa Güngören” dedi yanımdaki bir yönetici… (Eski Başkan Salih Mertan - Allah rahmet eylesin) “Milli Takım’da bizi temsil eden, Beşiktaş’a transfer olan, ama futbola erken yaşta veda eden Alsancaklı kaleci Mustafa…”  Birçok etkinlikte karşılaştık, selamlaştık…Mütevazi kişiliğiyle dikkatimizi çekmişti hep… 

Altınordu’nun deneyimli isimlerine konuk olma, onların yaşam tecrübelerinden yararlanma geleneğimiz sürüyordu… Bu kez 70 yaşına merdiven dayamış Mustafa Güngören’den hikayesini dinlemek için randevulaşıp, buluştuk kendisiyle… 

Hayatta yaşadıklarımız, geleceğe ışık tutuyorsa gerçektir yaşam… 

Fiziki görüntüsü fit, bakımlı, açıkçası halen yakışıklı… Bir şey değişmemiş, yıllar çok eskitememiş Mustafa Ağabeyi… “Çık” desen günümüz futbolunda sahada bir devre yer alır… Kendisi de iddialı bu konuda…

Biz sorduk, “O” bir çırpıda anlattı 9 yıllık futbolculuk yaşamını… Zaman zaman güldü, zaman zaman hüzünlendi… İşte Mustafa Güngören’in hayatı… 


VARLIKLI BİR AİLENİN ÇOCUĞUYDUM
1951'de Tire'de doğdum. Babam Zihni Güngören, dericilikle uğraşırdı, bir ayakkabı mağazamız vardı. Küçüklüğüm Tire'de geçti. Eğitimim için İzmir'e Türk Koleji'ne geldim. Ancak aile özlemine dayanamadım ve Tire'ye döndüm. Belki ilk yanlışı yaptım, zoru görünce, kolayı seçtim. 

13 yaşında boyumun da uzun olmasından voleybol, basketbol oynadım. Sonra futbola merak sardım ve 1.85’lik bir kaleci olarak Tire Gençlik’te lisansım çıktı. Başarılı görüldüm ki Göztepe’nin efsane teknik direktörü Adnan Süvari özel olarak Tire'ye geldi izlemek için. Ama ben oynayabileceğim bir takıma gitmek istiyordum. Göztepe kalesinde o zamanlar Ali Artuner ve Güngör Çilekçiler vardı, yani anlayacağınız benim için forma şansı çok azdı. 

Çocukluk arkadaşım Asil Gürcan, futbolcu olarak Altınordu'ya gelmişti. Onun teşvikiyle  zamanın genel kaptanı rahmetli Adnan Kıratlı'nın gayretiyle ben de Altınordu'ya gitmeyi kafama koymuştum. Tabi babamın haberi yoktu. Ailem bana çok düşkündü. Çünkü kız kardeşimi küçük yaşta kaybetmenin ve ağabeyimin onlardan habersiz evlilik yapmış olmasının rolü büyüktü. Bütün ümitlerinin bende olduğunu söylüyorlar, yanlarından ayrılmamı istemiyorlar, baba mesleğini devam ettirmemi öğütlüyorlardı… 

İzmir’de Altınordu’da oynayacağımı söyleyince babam çok tepki gösterdi. Ancak ağabeyim babamla ciddi bir konuşma yaptı, “Bırak ufku açılsın, büyük şehire gitsin, kendi başına yaşamayı öğrensin" diyerek izni kopardı. Ben ise bu gelişmeden dolayı şaşkındım… Çünkü izin verileceğinden çok umutlu değildim…  

AYAKLARIM TİTREDİ
17 yaşında Altınordu'ya imza attım. O zaman ligde İzmir'den 5 takım vardı. Antrenmanlarımızı  Alsancak Stadı'nda yapıyorduk. Kampımız ise Alsancak’taki Atatürk Spor Salonu’nun yanındaki binamızdaydı. Fenerbahçe’de bile o tesis yoktu. Sekiz katlı binanın bir katı yönetim, bir katı o zaman Türkiye Şampiyonu olan basketbol takımı, bir katı futbolcular, aşağıda yemek salonu… Harikaydı… 

”Spor Yazarları adına düzenlenen hazırlık maçlarında şans buldum. Dönemin en iyi kadrosuna sahip Göztepe, Fuar şehirleri Kupası’nda Fransa’nın Marsilya’sını 2-0 yenmişti.  Üç gün sonra da 1967-68 sezonunun ilk maçını bizimle oynayacaklardı. 17 yaşında kaleyi bana verdiler.  Elim ayağım titriyordu. Ama maçı Şiyaski’nin golüyle 1-0 kazandık. Ertesi gün prim olarak zamanın en iyi eğlence mekanı “Gaskonyalı Toma”ya götürdüler. Hayal bile edemeyeceğim bir hayata girmiştim, birçok arkadaşım olmuştu… O sezon 30 maçın 15’inde kaledeydim…
Eldivenleri almak için rekabet yüksekti. Tamer ve Ekrem de yetenekliydi… Ekrem’le birlikte geldik aslında Altınordu’ya…  O profesyoneldi, 165 bin lira alıyordu. Ben amatör olduğum için 1.500 lira verdiler. Bir müddet sonra gazeteler ‘1.500 liralık Mustafa, 165 bin liralık Ekrem’i kesti’ diye yazdı. Hoşuma gitmişti… 

MİLLİ TAKIMA SEÇİLDİM
Bu süreçte performansımla Genç Milli Takım’a da çağrılmıştım. Diğer kaleci ise Fenerbahçeli Rasim’di. İlk kez 1968’de Romanya’da ay-yıldızlı formayı giydim. U18 ve U21’de 16 kez Milli olma onuru yaşadım. Bir Avrupa Şampiyonası için Doğu Almanya’ya gitmiştik.  Turnuvanın en ilginç olayı başıma geldi. İlk devre bitti. Soyunma odasında kramponunun çivilerini düzeltiyorum. Sahaya çıktım,  maç başlamış. Hakem farkında değil. Maçı durdurup beni oyuna aldı. Tarihte ilktir herhalde… Hakem bir daha maç almış mıdır ? Bilemem… 1971’de İzmir’de yapılan Akdeniz Oyunları’nda bronz madalya kazanan kadroda yer aldım. Yarı final maçında berabere kaldık. O zaman penaltı atışları yoktu. Yazı turayla finali kaybettik. Doğan Andaç’ın çalıştırdığı o takım çok iyiydi. Bir keresinde A Millileri bir hazırlık maçında yenmiştik, siz düşünün. 

AİLEM BENİMLE GURUR DUYDU
Milli takımdaki bu başarılar futbol oynamasına karşı çıkan ailemi de gururlandırdı, çok mutlu oldular.  Babam, ‘Eskiden senin için Zihni Güngören’in oğlu diyorlardı, şimdi bana Mustafa Güngören’in babası diye hitap ediyorlar’ demiş ve benimle iftihar ettiğini söylemişti. Benim için büyük mutluluktu… 


Altınordu’da İkinci sezon adeta kabusu yaşadık ve şimdinin Süper Ligi’ne veda ettik.  2. Lig'de de hep orta sıralardaydık. Maddi imkansızlıklar vardı. Ben o sürede 2.Lig’den A Milli Takıma seçildim. Galatasaraylı Yasin Özdenak ve Beşiktaşlı  Sabri Dino ile mücadele edeceğim… O zamanlar Altay’da Tanzer ve Cevdet, Göztepe’de Ali ve Güngör, İstanbulspor’da Arap Yılmaz, Beşiktaş’ta Necmi ve Sabri, Galatasaray’da Varol, Yasin, Nihat, Ankaragücü’nde Baskın ve Aydın… Hepsi Milli Takım’da rahat oynayabilecek isimler… 

Dünya Kupası grup eleme maçı İstanbul'da Lüksemburg'la oynuyoruz. Gazeteler “Cihat Arman'ın gençliğini görüyoruz”  diyorlar benim için. Sarıyer'de şut idmanları oluyor bir tane gol olmuyor, yani çok iyi durumdayım. Teknik Direktörümüz Rahmetli Coşkun Özarı abim maç öncesi beni çağırıp, konuştu. “Bu maçta senin oynaman lazım ama sen 2.Lig’deki Altınordu'dan geliyorsun. Burada 3 büyüklerden gelenler oynuyorlar. Moralini bozma, bir gün senin olacak bu kale” dedi beni teselli etti, bir anlamda psikolojik olarak yedekliğe hazırladı. 

FENERBAHÇE’DEN TEKLİF GELDİ
Maçtan sonra Fenerbahçe Başkanı Emin Cankurtaran, telefon etti bana. “600.000 liraya kadar  bonservisini kulübünden al gel” dedi. Çok büyük para. Altınordu Başkanı Rasih Öztürk'ün hemen yanına geldim. “Sezon sonu 1 milyon kazanırız. 600’e olmaz” dedi. Vermedi beni…  
Çok üzüldüm, burukluk yaşattı bende. Hele Fenerbahçe’nin Genç Milli Takım’daki yedeğim Adil Eriç’i 200.000 liraya almasına çok ama çok üzüldüm. Bir tarafta A Milli takımdasın, bir tarafta Altınordu'dasın imkanlar sınırlı… İdmandan sonra çorabımıızı kendimiz yıkardık. Planjon yaparsın bacağın sıyrılır 1 hafta kendi kendimize tedavi olurduk… Kaleci çalışması, kaleci antrenörü falan yoktu. Biz kendi yeteneklerimizde oynuyorduk. 

ŞIMARIKLIK YAPTIM
Ertesi sezon  ligde İskenderun'la oynayacağız. Bende de biraz şımarıklık başladı. Fenerbahçe’ye gönderilmedim ya, kendimce intikam alıyorum. Huysuzluk çıkarmak için bahane arıyorum. Arabamla maça gitmek istedim. Yönetimle tartıştık. Ben de rest çektim. Doğal olarak oynatmadılar. Aileden maddi imkanlarım vardı. Eğer olmasaydı bu davranışları yapamazdım. İşte ikinci yanlışı yapmıştım, yine ailemin imkanlarına güvenip, mücadeleyi bırakmıştım. Zaten yol gösterenim de yoktu… Bu büyük eksiklikti… 

BEŞİKTAŞ DEVREYE GİRDİ
1974-1975 sezonunda Metin Türel yönetimindeki Beşiktaş beni istedi. Yönetimle konuştular. Kulüpten de gitmek istiyordum. 300 bine vermek zorunda kaldılar. Altınordu’da 6 ay oturmuş bir futbolcu olarak çalışmalara başladım. Antrenmanlar çift ve ağır. Bir idmanda bayılmışım… Baktım olmayacak, yine kolayı seçtim ve bir bahane üreterek, öğlen idmanına çıkmadım. Kimseye haber vermeden, Kızılcahamam'dan Ankara’ya taksiyle gittim. Otobüs'le İzmir'e geçtim. Kıbrıs Barış Harekatı nedeniyle her yer karanlık. Gece eve geçtim, aileme geri dönmeyeceğimi söyledim. Altınordu aldığı parayı geri versin, ben İzmir’de kalayım hesabındayım. Ama Gode Cengiz, Hilmi Boyer, ağabeyim Akgün Güngören bana moral vermek için neler neler yaptılar. 1 haftada zor ikna ettiler. Düşünebiliyor musunuz, Beşiktaş’a gitmemek için çabalıyorum… Nasıl bir psikolojiyse… 

3 PENALTI KURTARDIM
Atladık İstanbul'a , Teknik Direktör Metin Türel ile rahmetli Mehmet Üstünkaya’nın Yeniköy’deki yalısına gittik. ‘İdmana çık, yorulduğunda bırak’ dediler. Ben öyle 10 günde zımba gibi oldum.. 
Ali Sami Yen’de Şeref Bey Kupası düzenlendi. İstanbulspor ve Galatasaray ile oynadık. Finalde Galatasaray ile penaltılara kaldık. Beş penaltının üçünü kurtardım. Teknik Direktör Metin Türel, "Bu performansla kupa senin hakkın" dedi. Ellerimde kupa ile takım halinde coşkuyla poz verdik… Unutamam… Form tutmuş, moralliydim. Sabri Dino sakattı. Bursaspor’u 3-1 yendiğimiz ligin ilk maçında kaledeydim. Göztepe maçında ilk 11'deydim, ama sonraki maçta Sabri Dino geçti kaleye. Bir maç ben, bir maç o oynuyor. Sabri ağabeyin ismi var, kariyeri var, ben ise gencim… Kesemedi Metin Türel hocam… 

KABUS DOLU GÜNLER
Derken, alınan sonuçların ardından Metin Türel istifa etti. Sonra Alman antrenör Horst Buchtz  geldi ve beni hiç oynatmadı. Konsantrasyonum saha içinden saha dışına kaymıştı. İstanbul çok değişik bir yer gençler için. Halen öyle… Tuzaklarla dolu… Arabama hırsız girdi,  teyp ve ehliyetim çalınmış. Atilla Gökçe Tercüman Gazetesi'nde haber yapmış benim ağzımdan "Teyp helal olsun, ehliyetimi geri ver" diye. Gazeteye adresimi de vermiş. Benim için üzülen ve moralini yerine getirelim, teselli edelim diyen Hale, Jale en az 30-40 kişi geldi böyle. Gençlik işte… O sene öyle geçti. 

FUTBOLDAN SOĞUDUM
Bir sonraki sezon  Balıkesir maçıyla başladık, müthiş oynadım. İkinci maç Eskişehir, ordan Fiorentina maçı…  Sabri abi futbolu bırakmıştı, 3.kaleci Mete Bozkurt geldi takıma. İyi atlıyordu topa,  Alman hoca onu tuttu. Benim içinse “İyi çalışmıyor” yakıştırması yapıyordu, oysa tam tersi çok çalışıyordum. 3 maç oynatmıyor, 4. maç oynatıyordu beni.  Devre arasında Alman hoca gitti, Gündüz Tekin Onay geldi. Beni o oynatmaya başladı. Ama bu yaşadıklarım beni soğutmuştu futboldan. Zaten ailemi de özlemişim, maddi durumumuz da iyi. İzmir'e dönmek istedim. İstanbul'u bıraktım geldim. İstesem İzmir takımlarında banko forma giyerdim… Ama oynamak istemedim. 25 yaşında bıraktım futbolu, 24 kere Milli olmuşum, Ordu Milli Takımı'nda oynamışım ama bıraktım.

40 GÜNDE ANNE VE BABAMI KAYBETTİM
Futbolu bıraktıktan sonra yiyecek sektörüne girdik. Sonra 1977'de evlendim. Eşim…. Spor Yazarı Gürkan Ertaç'ın yeğeniydi. Beni hep yanlarında isteyen, iş hayatında başarılı olmamı ve iyi bir aile kurmamı arzu eden ailem çok mutlu oldu. Bir yıl sonra 40 gün arayla anne ve babamı kaybettim.  Ardından 42 yaşında da ağabeyimi toprağa verdim. Yalnız kaldım. Sadece Tire'de dayım ve teyzem vardı. Sonra onlar da vefat ettiler. İki oğlum var hayatta. Ölümlerden sonra soğudum Tire'den de futboldan da. Ancak insan hayata ailesiyle tutunuyor işte… 

VAKIF KURUP, EL UZATTIK
İnsanlara yardım etmek, yaşamıma bir anlam katmak için çabaladım. 1995 yılında bizim zamanımızda futbol oynayan Necati Baysal isimli bir arkadaşımız vardı. Vefat etti, nur içinde yatsın. Cenazesine gittim ama, kimse yoktu. Bu bana büyük ders olmuştu… O nedenle hemen harekete geçip, Tire Gönüllüler Derneği’ni kurduk. Birçok etkinlikler yapıp, 100 üyeye ulaştık, . Çocuklara eğitim bursu verdik, 100’ün üzerinde evladımızın okuması için yardımseverlerle çalıştık, çabaladık, dernek belli bir yere gelince görevimizi devrettik… Hayattan çok keyif aldığım, yıllardı… 

10 YIL DAHA OYNARDIM
Şimdi dönüp, geriye baktığımda “Keşke” dediğim şeyler var… Futbola  devam etseydim, çabuk vazgeçme hatalarını yapmasaydım. Oysa Avrupa’da oynayabilecek kapasitem varken, erken yaşta meslekten koptum… Amatörce davrandım, içimde halen uktedir… Büyük Mehmet her zaman söyler, "Sen gariban çocuğu olsaydın, bu hataları yapmazdın…" Bir tarafta imkanlar var, bir tarafta arkamda varlıklı babam var. Beşiktaş ve Milli Takım’da çok değil, 10 yıl daha oynasam, maddi manevi çok daha kazançlı olabilirdim.   

GENÇLERİMİZE ÖRNEK OLSUN
Benim kısa futbol hayatım, tüm gençlerimize örnek olsun… Çabuk vazgeçmesinler, çevresindeki insanlara güvenip, hedeflerini ıskalamasınlar… Ailelerinin varlıklarına bakıp, mücadeleden vazgeçmesinler… Genç futbolcular, tam eğitimlerini ve hayat tecrübelerini kazanmadan “Ben oldum” havasına giriyor ve sonu hüsranla biten maceralara atılıyorlar. Onlara tavsiyem; 20 yaşından itibaren profesyonel olduklarını varsayarsak, önlerinde çalışacak 15 yılları var. Sürekli gelişim içinde olmazlarsa, beslenme, dinlenme ve eğlenmelerine dikkat etmezlerse hep sorun yaşarlar… Çevrelerinde hep kendilerini geliştirecek insanların olmasına dikkat etmeliler. Şöhret varken herkes yanınızda olur, ama bittikten sonra etrafınızda bir bakmışsınız, kimse yok… Çünkü bu işlerde paraya itibar olur, kişiliğe değil…Sahada 15 yılı iyi geçirirlerse, saha dışındaki hayatta minimum 35’ten sonra istedikleri gibi başları dik, kariyerlerini kimseye muhtaç olmadan sürdürürler. . 

ALTINORDU HEP GURURUMUZDUR
Bizler için Altınordu bir yaşam biçimi… Gelinen noktayla ne kadar gurur duysak az… Şunu açık söylemek gerekir, Seyit Mehmet Özkan Bey olmasaydı,  Altınordu çok açık söylüyorum yok olurdu. Planlı, programlı, çağdaş yönetim anlayışı, Avrupa ile ilişkiler, Altınordu’nun bir Dünya markası olması için atılan adımlar, günü değil, geleceği yaşamak… Harika tesisler, insana, çocuğa verilen değerler… Bugün Altınordulu’yum dediğimde gördüğüm yüz ifadesi saygıdır… Türkiye’de birçok kişinin ikinci takımı haline gelmiştir, doğru yaptıklarıyla sempati duyulan bir kulüp olmuştur… Altınordulu olan herkes, gece yattığında kafasını yastığa rahat koyar… Hem değerlerinden, hem gelinen noktadan… Emeği olan herkese camiamız adına teşekkürü borç biliriz…  

HAYALİM ALSANCAK’TA MAÇ İZLEMEK
Altınordu camiası Basmane ve Tilkilik tarafında yoğundu. Şehir gelişince, imkanı iyi olanlar Alsancak, Karşıyaka ve Göztepe'ye taşındı. Onların çocukları doğal olarak zamanla Karşıyakalı, Göztepeli ve Altaylı oldular. Sadece babalar Altınordulu kaldı.  Ancak futbol okullarımızdaki binlerce çocuğumuz, aileleriyle birlikte yıllardır aidiyet duygusu içinde takımlarına destek veriyor. Çocuk tribünümüz bu nedenle çok önemli… Onlar Altınordu’nun geleceği… Yıllarca oynadığımız, birçok anılarımızın olduğu Alsancak Stadı da bitmek üzere… Şehir merkezinde böyle güzel bir stadın olması büyük şans… Yeni haliyle de çok güzel olmuş. Gelecek sezondan itibaren asıl stadımıza, evimize geri döndüğümüzde, tribünleri Altınordulu taraftarların doldurduğu maçlar izleyeceğiz ve inanıyorum ki büyük keyif alacağız. Bu konuda sabırsızız… 

EMEĞİ GEÇENLERE TEŞEKKÜR
Altınordu yarışmacı kimliğiyle 5-10 yıl içinde 3 büyüklerden sonraki ilk kulüp olur, bunu görebiliyor ve inanıyorum. Yetiştiricilik kimliğiyle de Avrupa’nın çok önemli kulüpleri arasındaki yerini alacaktır. Hayalim Altınordu'nun Avrupa Kupaları'nda mücadele etmesi. Öz kaynak oyuncularımızla o günleri de göreceğiz… Allah Altınordu’muzun yolunu açık etsin, emek veren herkesi korusun…  




  • YİĞİT EMRE ÇELTİK FORTUNA SITTARD’DA
    8 yıl boyunca kulübümüzde forma giyen Öz Kaynak oyuncularımızdan Yiğit Emre Çeltik, Hollanda ekiplerinden Fortuna Sittard’a transfer oldu.
  • KAMPIMIZIN İKİNCİ ETABI DEVAM EDİYOR
    A Takımımız yeni sezon öncesi kamp çalışmalarında 2. etapla devam ediyor.
  • ALFA SPORCULARIMIZ MİLLİ TAKIM KAMPINDA
    Altınordu Futbol Akademisi'nden 8 oyuncumuz, U17 ve U16 Milli Takım kampında buluştu.
  • ÜÇ OYUNCUMUZ U16 MİLLİ TAKIM KAMPINA DAVET EDİLDİ
    U16 Milli Takım Aday Kadrosuna ALFA’dan Üç Oyuncumuz Davet Edildi
  • BEŞ OYUNCUMUZ DAHA MİLLİ TAKIMLARDA
    Altınordu Futbol Akademisi ALFA’dan beş oyuncumuz U17 Milli Takımımızın aday kadrosuna davet edildi
  • TEŞEKKÜRLER MEDICANA
    A Takım Oyuncularımız ve Teknik Ekibimiz Sponsorumuz Medicana Hastanesi'nde Sağlık Kontrolünden Geçti.
  • SAYGI VE MİNNETLE
    Bu topraklara demokrasi yakışır..
  • İLK RAKİP ANKARA KEÇİÖRENGÜCÜ
    2021-2022 Sezonu TFF 1. Lig fikstürü çekild.i
  • KAMUOYUNA BİLGİLENDİRME
    Yiğit Emre Çeltik ile ilgili Başkanımızdan kamuoyuna bilgilendirme;
  • TEŞEKKÜRLER YİĞİT EMRE ÇELTİK
    Yiğit Emre Çeltik'e kulübümüze verdiği hizmetlerden ötürü teşekkür ederiz.